Private Equity “Risk sermayesi” yada Venture Capital “Girişim Sermayesi” kavramlarını son 2 -3 yılda kriz öncesi likidite bolluğunun da ekisiyle daha çok duyar olduk. Açıkçası bu kavramları ve bu şirketlerin nasıl çalıştığını anlamak faydalı olacaktır.
Risk sermayesi ve Girişim Sermayesi terimleri bazen birbirlerinin yerine kullanılıyor; ancak bu iki yatırımcı türü birbirinden farklıdır. Risk sermayesi yatırımcıları genellikle bir şirkete kuruluş (start-up) aşamasında yatırım yaparken; girişim sermayesi yatırımcıları olgunlaşmış ve faaliyetine devam eden bir şirkete yatırım yapar. Girişim sermayesi yatırımcıları genellikle fikirlere veya erken aşamadaki bir işletmeye yatırım yapmazlar. Bir yatırım yapmayı düşünmeden önce, şirketin 3-10 yıllık operasyonu kapsayan iyi ve kanıtlanmış bir geçmişi olmasını beklerler. Öte yandan risk sermayesi yatırımcıları, bir fikre başlangıç sermayesi sağlayabilir veya 1-3 yıllık şirketlere büyümesi için yatırım yapabilir. Yine de, bu tanımlar arasında keskin bir ayrım yoktur.
Girişim sermayesi aynı zamanda satın almalar (buy-out) için de kullanılmaktadır. Yatırımcılar, bir nedenden dolayı tam potansiyelini gerçekleştiremeyen bir şirketin kontrolünü ele geçirir, onu yeniden yapılandırır ve birkaç yıllığına yönetirler; daha sonra bu şirketi stratejik bir alıcıya satarlar veya yüksek getirilerle halka açarlar. Son zamanlarda bu satın almalar sermaye enjeksiyonundan daha çok yüksek miktarlarda borçla yapılmaktadır. Yatırımcılar şirketleri mali kuruluşlardan elde ettikleri krediler artı biraz sermaye kullanarak satın almaya çalışmaktadır. Alınan şirketi genellikle teminat olarak kullanmaktadırlar. Bunlar borçlanarak satın alma (leveraged buy-out) olarak, finansman türü ise satın alım finansmanı olarak adlandırılır.
Girişim sermayesi dünyası aşağıdaki gibi işlemektedir: fonların kaynağı genellikle alım gücü yüksek yatırımcılar, emeklilik fonları, sigorta şirketleri ve belirli bir dereceye kadar bankalardır. Bu kişiler ve kuruluşlar genellikle fonlarının küçük bir kısmını girişim sermayesi varlık sınıfına tahsis eder ve bu miktarı yüksek getirili yatırımlar yapmaları için deneyimli yatırım yönetimi şirketlerine verirler. Bu şirketler, yatırımcılarının istekleri doğrultusunda yüksek getirili yatırım fırsatları ararlar. Yatırımcılar paralarını belirli bir sektöre veya sektörlere (örn., telekom, IT, imalat), belirli bir bölgeye (örn., Orta ve Batı Avrupa) veya arzuladıkları getiriyi sağlayacak herhangi bir fırsata aktarır.
Fonlar yatırımcılardan genellikle belirli bir süreliğine toplanır (fund raised) ve bunların belirli bir zaman aralığı içinde bir yatırıma aktarılması (fund invested) ve bu yatırım tercihinden çıkış yapılması gerekir. Yatırım yönetimi şirketleri getirilerini fon yönetiminden sağlar; bu da fon büyüklüğüne göre yıllık %1,5-2 aralığındadır; ayrıca fonun getirisinden de genellikle %20 komisyon alırlar. Bu paya “taşıma” (carry) denir.
2. Dünya savaşı sonrası, özellikle küçük ölçekli şirketlerin fon bulması açısından oldukça zor bir dönemdir. Savaş sonrası oluşan ekonomik sıkıntıların üstesinden gelebilmek için yeni yapılanmakta olan küçük şirketlerin desteklenmesi gerekliliği konusunda fikir birliğine varılır. Böylelikle hem istihdam arttırıabilecek hemde üretim sağlanabilecektir. Bu dönemdeki yatırım anlayışı, varlıklı ailelerin kurmuş oldukları yatırım şirketleri vasıtasıyla risk unsuru içermeyen şirketlere yapılan yatırımlardan ibarettir.
Yapılanmakta olan küçük şirketlerin desteklenmesi ise yatırımcılar açısından yeni bir kavramdı. Yatırımcılar yatıracakları paraları uzun süre geri alamayacaklardı ve yatırım yapacakları bazı şirketlerin başarısızlığa uğrama ihtimalini kabul edeceklerdi.
Georges Doriot, 1946’da American Research and Development Cooperation (ARD)’ı kurmuştur ve “the first venture capitalist” olarak adlandırılmıştır. Yatırımcılarından 3.5 milyon USD fon sağlayan ARD, fonlarını aile dışında değişik kaynaklardan alabilen ilk sermaye şirketidir. Ortakları arasında, sigorta şirketleri, kurumsal ve bireysel yatırımcılar ile üniversiteler yeralmaktadır. ARD uzmanlığı olmayan bir sektörde kurulduğundan dolayı ilk süreçte yarıtımlarının 66% sını kimya sektörüne yapar. Ancak ilerleyen süreçte venture capital için uygun olan teknoloji ve elektronik alanına yatırımlarını kaydırır. ARD tarafından yapılan ilk başarılı yatırımını 1957’de 70.000 USD ödeyerek Digital Equipment Corporation (DEC)’ın %77 hissesi alarak yapar. DEC’in halka açılmasından sonra hisseler 1971 itibariyle 355 milyon USD değerine çıkar. ARD’nin yapmış olduğu yatırım 14 yılda 5000 kat değer kazanmıştır. DEC daha sonra Compaq tarafından satın alınır.
ABD’de 1978 yılına kadar risk sermayesine ilgi ciddi boyutlarda olmamıştır. 1978 yılında emeklilik fonlarına ilişkin düzenlemelerde yapılan değişiklikler neticesinde bu fonların varlıklarının %5’ine kadar olan bir bölümünü riskli yatırımlara kanalize edebilmelerine olanak sağlanmıştır. Bu düzenleme ile birlikte risk sermayesi sektörüne para akmaya başlar ve süreç büyüyerek devam eder.
PWC tarafından yayınlanan Global Private Equity Report 2008 raporuna göre dünyada 2007 yılı itibariyle toplanan fon miktarı 459 milyar USD yapılan yatırım ise 297 milyar USD. Yapılan yatırım tutarlarına göre ilkeler incelendiğinde ilk beş ülke şu şekildedir. 1.ABD, 2.İngiltere, 3.Hindistan, 4.Japonya, 5.Avustralya 6.Fransa, 7.Çin, 8.Almanya, 9.Malezya, 10. Singapur.
Türkiye’de 2006 yılında yapılan en büyük yatırım Texas Pasifk Group’un 810 milyon USD ile Mey içkinin 90% ‘ını almasıdır. 2007 yılında ise KKR 1.284 milyon USD ile UN Ro-Ro’nun 97.6% sini almıştır. 2008 yılında Türkiye’deki bu alanda yapılan en büyük yatırım gerçekleşmiş ve BC Capital Partners (Turkven Private Equity, D&A Capital) 1.646 milyon USD ile Migros’un 50.8% sini satın almıştır. BC Partners Migros hisseleri almasından sonra IMKB’de yatırımcıların ellerinde bulunan senetlerin büyük çoğunluğunu çağrı yoluyla alarak payını 98%’ye çıkarmıştır. Toplam yatırım miktarı ise 3.100 milyon USD’ye yükselmiştir. Deloitte tarafından yayınlanan Annual Turkish M&A Rewiev 2008 raporuna göre 2008 yılında 172 adet satınalma gerçekleşmiştir. Bu işlemlerin toplam değeri yaklaşık 18.4 milyar USD olarak tahmin edilmektedir. Bu tutarın yaklaşık 7 milyar USD kısmı özelleştirmeden gelmektedir.
Türkiye’de yeni fikirler veya yatırımlar genellikle girişimcinin kendisi veya ağırlıklı olarak kısa vadeli banka kredileri yoluyla finanse ediliyor. Asıl girişimci kısıtlı sermayesiyle şirketi yalnız birkaç yıllığına destekleyebildiği için, ilerleyen süreçte yeni sermaye ihtiyacı doğduğunda bu şirket ya işi bırakmak ya da işletmeyi başka bir stratejik alıcıya satmak zorunda kalıyor. Girişim sermayesi uzun vadeli sermaye ihtiyacı içindeki girişimlere iyi bir alternatif finansman şekli olabilecek ve yatırımların gelişmesinde önemli roller alabileceklerdir.
2009 yılı kayıp yıl olarak kabul edilmiş olsa da kriz etkisiyle düşen şirket değerleri, önümüzdeki dönemde yeterli likiditesi bulunan yatırımcılar için iyi yatırım fırsatları sunacağını düşünüyorum.
Kaynaklar: Deloitte “Türkiye’de Girişim Sermayesi”, Ernst & Young kurumsal finansman, Forbes, NY Times, PWC Global Private Equity Report 2008
tamisabet.com
Mayıs 2009
bu yazı tamisabet.com tarafından hazırlanmıştır ve sadece tamisabet.com sitesi kaynak gösterilerek kullanılabilir.
Tags: girişim sermayesi, private equity, risk sermayesi, venture capital
Çok faydalı bir yazı olmuş. Gayet açıklayıcı. Teşekkürler.