Mayıs, 2009


24
May 09

private shopping (özel alışveriş) ve vente-privee.com

Private Equity yada Venture Capital şirketleri tarafından 2008 ve 2009 yıllarında Avrupa’da yapılmış olan internet yatırımları incelendiğinde, Private Shopping (Özel Alışveriş) sitelerine yapılan yatırımlardaki yoğunluk dikkat çekiyor.

Sitelerin çalışma prensibi aslında çok basit. Markalarla yapılan anlaşmalar ile satılmayan ürünler, sadece sitede kayıtlı üyelere kısıtlı sürelerde 70% ye varan indirimlerle satılıyor. Üyelik sadece davetiye yöntemi ile gerçekleşebiliyor.

Promosyonlu ürünün satışının yapılacağı tarihten ortalama 2 gün önce üyelere e-mail ile haber veriliyor. Belirlenen saatte alışveriş başlıyor. İlk gelen ilk alır yönetmiyle satış sonlanıyor. Ödeme satışın sonlanması ile online yapılıyor. Satış kampanyası sonladığında ürün marka tarafından sitenin deposuna gönderiliyor ve site satın alınan ürünü üyeye yolluyor.

Bu iş modelinde alışverişin 3 tarafı da kazanıyor.Marka, özellikle durgunluğun olduğu bu gibi dönemlerde marka imajını zedelemeden elinde kalan stokları nakte çeviriyor.Site, aracı olarak yapılan satışlar üzerinden komisyon alıyor. Ayrıca üyelerden satışın yapıldığı anda tutarı tahsil ediyor, ancak markaya ödemeyi hemen yapmayarak finansman sağlıyor. Üye, pahalı markalara uygun fiyatlarla ulaşabiliyor.

Private shopping kavramı vente-privee ile birlikte anlıyor. Hatta ABD de ilk kez bir Avrupalı girişime ait iş modelinin kopya edildiği belirtiliyor. gilt.com ve ideeli.com bu modelin ABD örnekleri. Avrupadaki rakipleri ise buyvip.com ve brands4friends.com

  • vente-privee.com  2001 yılında Paris’te Jacques-Antoine Granjon ve 7 iş ortağıyla kurulur. Ortaklar arasında, 1984 yılında Fransa’da kurulan ve uzmanlık alanı sezon sonunda markaların elinde kalan fazla stokların satışı olan Groupe Oredis de yer almakta.
  • 2002-2004 yılları pazarın oluşması için yatırım dönemi olarak düşünülebilir. Bu dönemde vente-privee.com büyüme trendine giriyor  ve yeni bir konsept olan private shopping kavramını kullanıcılara alıştırmaya başarıyor.
  • 2005-2006 döneminde ise e-ticaret pazarında yerini sağlamlaştıran şirket, büyüme kararı alıyor ve 2006 Eylül ayında İspanya ile Almanya web sitelerini hayata geçiriyor. Fransa’da 2006 yılında 460 satış kampanyası yapılıp ve 12 milyon ürün satılıyor.
  • 2007 yılında 7 yıllık operasyonun sonucunda vente-privee Fransa’da ilk 10 e-ticaret sitesi arasına girmeyi başarıyor. İspanya ve Almanya sitelerinin de hataya geçmesiyle büyüme hızlanıyor ve 753 satış kampanyası yapılıyor. Bu kampayalar ile 18 milyon adet ürün satılıyor. 2007 yılı cirosu 350 milyon Euro.  239 milyon ziyaretçi siteyi ziyaret ediyor. Haziran 2007 de, şirketin 20% hissesi 160 milyon Euro değer ile ABD merkezli Summit Partners tarafından satın alınır. Satınalma tarihi itibariyle şirket değeri 800 milyon Euro olarak hesaplanabilir. Bu satınalma ile yaratılan fon ise büyüme amaçlı kullanılır.
  • 2008 yılında İtalya ve İngiltere siteleri faaliyete geçiriliyor. Bu ülkelerin de etkisiyle 1.250 satış kampayası düzenleniyor, 28 milyon adet ürün satılıyor. Siteyi 322 milyon kişi ziyaret ediyor. 2008 yılı cirosu ise 510 milyon Euro.
  • 2005-2008 yıllarında 390% büyüme gerçekleşmiş. 2009 yılında şirket 22% büyüme hedefliyor. Ciro hedefi ise 620 milyon Euro.
  • Çalışan sayısı 900. 2008 yılında 300 kişi işe alınmış, 2009 yılında ise 250 kişinin daha işe alınması planlanıyor.
  • 7 milyon üyesi bulunuyor. Bu üyelerin 52%’si aktif olarak ürün satın alıyor. Hergün 8.000 yeni üye kazanıyor. Üyeler ayda ortalama 9 kez siteye geliyorlar ve ortalama 40 dakika kalıyorlar. Günde ortalama 1 milyon unique ziyaretçiye sahip.
  • Herbir satış kampanyası vente-privee tarafından özel olarak düzenleniyor, müzikler, fotoğraflar ve diğer görseller tamamen şirket tarafından hazırlanıyor.
  • Ürün dağıtımları için 300 kişi 12.500 m2’lik depolarda ve lojistik merkezinde çalışıyor. Üyelere günde ortalama 55 bin adet dağıtım yapılıyor.
  • 850 farklı markayla yaklaşık 30% kar marjı ile çalışıyor.

ps

Türkiye’de kurulan ilk site markafoni.com daha sonra dünyanın en büyük e-ticaret şirketlerinden otto group şirketi olan limango Türkiye pazarına giriş yaptı. Almanya merkezli limango.de aralık 2007 de kuruldu limango.de 10 yaşına kadar olan çocuklar ve ailelerine uygun ürünlerin satışını yapıyordu. Bir yıllık sürede 15.000 üye kazanan liamngo.de otto grup tarafından Ekim 2008 de satın alındı. Çok kısa bir süre sonra ocak 2009 da otto grup Türkiye ye limago.com.tr ile giriş yaptı. Bu otto grubun private shopping alanındaki ikinci yatırımı. Bu kadar kısa sürede bu yatırımı Türkiye’ye yapmasının genç nufus, gelişmekte olan e-ticaret pazarı, internet penetrasyonundaki artış gibi çeşitli sebepleri olabilir elbette. Ancak Jones Lang LaSalle tarafından hazırlanan Cross Border Retaling in Europe – 2009 araştırması parekendecilik pazarını anlamak açısndan faydalı olabilir.

Araştırmaya göre; uluslararası perakendecilerin 2007 ve 2008 yılındaki en önemli hedef pazarı yüzde 11,3 ile Türkiye oldu. Türkiye’yi yüzde 10,6 ile Rusya izlerken, Polonya yüzde 8,9 ile üçüncü, Romanya yüzde 7,5 ile dördüncü, Çek Cumhuriyeti yüzde 7,5 ile beşinci oldu.

2007 Ocak – 2008 Aralık döneminde Türkiye’de 1 milyon metrekareye yakın yeni alışveriş merkezi alanının açılması, uluslararası perakendeci taleplerini hızlandırdı. Aralarında Prada, Chanel ve Dior gibi lüks markaların yanısıra Gap, Muji ve Banana Republic gibi küresel perakendecilerin de bulunduğu pek çok marka bu gelişmenin ardından, Ortadoğu ve Kafkaslar’a genişlemek için mükemmel bir geçiş olarak gördükleri Türkiye pazarına girdiler.

Pazara yeni giren şirketler için yeni üye kazanmanın çok önemli olduğu bir gerçek, bunun için çeşitli promosyonlar yapılıyor. Ancak ilerleyen süreçte önemli olan harcama yapan üyenin sitede tutulabilmesi. Açıkçası markalarla ilişkilerin bu sektörde başarının belirleyici öğelerinden ilki olacaktır diye düşünüyorum. Çok sayıda marka ile yapılacak anlaşmalar üye sayısına, çeşitliliğine ve sadakatine olumlu etki sağlayacağını düşünüyorum. Önemli olan ikinci husus ise ürünlerin dağıtım süresi. Dağıtımda yaşanacak sıkıntıların üyeler üzerinde olumsuz etki yapacağına inanıyorum.Üçüncü önemli nokta ise iade koşulları. Müşterinin ne kadar değerli olduğu göz önüne alınırsa iade koşulları açıkça belirtilmeli ve çok iyi çalışan bir müşteri ilişkileri departmanı kurulmalıdır.

Private shopping konseptinin ülkemizde de markaların desteği ile kartopu etkisi gibi birden yayılacağını düşünüyorum. Bu gelişim hem markalar açısından hemde hedef kitle yani bizler açısından faydalı olacaktır. Tabiiki paypal gibi ödeme sistemleri açısında da e-ticaretteki gelişmelerin yakından takip edildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. İlerleyen süreçte gelişmelerin vente-privee.com gibi şirketlerin ilgisini çok kısa sürede çekeceğini düşünüyorum.

Kaynaklar: gigaom.com, calyon.com, d2intl.com, businessweek.com, Cross Border Retaling in Europe – 2009, techcruch.com


tamisabet.com

mayıs 2009

bu yazı tamisabet.com tarafından hazırlanmıştır ve sadece tamisabet.com sitesi kaynak gösterilerek kullanılabilir.


18
May 09

risk sermayesi & girişim sermayesi-2

Daha önceki yazımda genel olarak Private Equity “Risk sermayesi” yada Venture Capital “Girişim Sermayesi” üzerinde durmuştum. Aşağıdaki tabloda bu şirketler tarafından 2008 ve 2009 yıllarında sadece Avrupa’da yapılmış olan internet yatırımları yer alıyor. Tutarları açıklanmayan yatırımlar dahil edilmemiştir.
vc1

  • Tesadüf olabilir, ancak .ru domainlerini çıkarırsak sadece .com domaini ile yayında olan sitelere yatırım yapılmış.
  • En çok yatırım alan ülkeler İngiltere, Almanya ve Fransa.
  • Büyük yatırımlar, iş modeli oturmuş sektörlere yapılmış (reklam, online video ve social networking).
  • İleride hareketleneceği düşünülen sektörlere yatırımlar başlamış (bu sektörler Türkiye’de de faaliyete geçiyorlar. özel alışveriş, t-shirt tasarımı, soru-cevap gibi).
  • Henüz Türkiye’de uygulanmamış iş modeleri mevcut (ikinci el bilet satışı, speed dating, ev taşıma, online karaoke gibi).
  • Karşılaştırma sitelerine yüksek tutarlı yatırımlar yapılmış (Türkiye’de bu konu ilerleyen süreçte revaçta olacak diye düşünüyorum).
  • Özel alışveriş siteleri yeni kurulmalarına rağmen yatırım alabiliyorlar (Türkiye’de de bu konu revaçta)

Trendleri anlamak için yatırım şirketlerinin hangi alanlara yatırım yaptıklarını izlemek gerektiğini düşünüyorum. Bu şirketler yatırım yapmadan önce çok sayıda projeyi eliyorlar ve yatırımlarını gerçekten gelir getireceklerine inandıkları, yani satış (exit) yapabileceklerini düşündükleri şirketlere yapıyorlar. Dolayısıyla uzun değerlendirmeler sonucunda verilen kararların doğruluk payının yüksek olduğunu düşünüyorum. Özelliklede farklı yatırım şirketlerinin aynı alanlara yatırım yaptıkları göz önüne alınırsa.

Kaynaklar: mergermarket.com,go4ventures, times.com, techcrunch.com

tamisabet.com

haziran 2009

bu yazı tamisabet.com tarafından hazırlanmıştır ve sadece tamisabet.com sitesi kaynak gösterilerek kullanılabilir.


18
May 09

risk sermayesi & girişim sermayesi-1

Private Equity “Risk sermayesi” yada Venture Capital “Girişim Sermayesi” kavramlarını son 2 -3 yılda kriz öncesi likidite bolluğunun da ekisiyle daha çok duyar olduk. Açıkçası bu kavramları ve bu şirketlerin nasıl çalıştığını anlamak faydalı olacaktır.

Risk sermayesi ve Girişim Sermayesi terimleri bazen birbirlerinin yerine kullanılıyor; ancak bu iki yatırımcı türü birbirinden farklıdır. Risk sermayesi yatırımcıları genellikle bir şirkete kuruluş (start-up) aşamasında yatırım yaparken; girişim sermayesi yatırımcıları olgunlaşmış ve faaliyetine devam eden bir şirkete yatırım yapar. Girişim sermayesi yatırımcıları genellikle fikirlere veya erken aşamadaki bir işletmeye yatırım yapmazlar. Bir yatırım yapmayı düşünmeden önce, şirketin 3-10 yıllık operasyonu kapsayan iyi ve kanıtlanmış bir geçmişi olmasını beklerler. Öte yandan risk sermayesi yatırımcıları, bir fikre başlangıç sermayesi sağlayabilir veya 1-3 yıllık şirketlere büyümesi için yatırım yapabilir. Yine de, bu tanımlar arasında keskin bir ayrım yoktur.

Girişim sermayesi aynı zamanda satın almalar (buy-out) için de kullanılmaktadır. Yatırımcılar, bir nedenden dolayı tam potansiyelini gerçekleştiremeyen bir şirketin kontrolünü ele geçirir, onu yeniden yapılandırır ve birkaç yıllığına yönetirler; daha sonra bu şirketi stratejik bir alıcıya satarlar veya yüksek getirilerle halka açarlar. Son zamanlarda bu satın almalar sermaye enjeksiyonundan daha çok yüksek miktarlarda borçla yapılmaktadır. Yatırımcılar şirketleri mali kuruluşlardan elde ettikleri krediler artı biraz sermaye kullanarak satın almaya çalışmaktadır. Alınan şirketi genellikle teminat olarak kullanmaktadırlar. Bunlar borçlanarak satın alma (leveraged buy-out) olarak, finansman türü ise satın alım finansmanı olarak adlandırılır.

Girişim sermayesi dünyası aşağıdaki gibi işlemektedir: fonların kaynağı genellikle alım gücü yüksek yatırımcılar, emeklilik fonları, sigorta şirketleri ve belirli bir dereceye kadar bankalardır. Bu kişiler ve kuruluşlar genellikle fonlarının küçük bir kısmını girişim sermayesi varlık sınıfına tahsis eder ve bu miktarı yüksek getirili yatırımlar yapmaları için deneyimli yatırım yönetimi şirketlerine verirler. Bu şirketler, yatırımcılarının istekleri doğrultusunda yüksek getirili yatırım fırsatları ararlar. Yatırımcılar paralarını belirli bir sektöre veya sektörlere (örn., telekom, IT, imalat), belirli bir bölgeye (örn., Orta ve Batı Avrupa) veya arzuladıkları getiriyi sağlayacak herhangi bir fırsata aktarır.

Fonlar yatırımcılardan genellikle belirli bir süreliğine toplanır (fund raised) ve bunların belirli bir zaman aralığı içinde bir yatırıma aktarılması (fund invested) ve bu yatırım tercihinden çıkış yapılması gerekir. Yatırım yönetimi şirketleri getirilerini fon yönetiminden sağlar; bu da fon büyüklüğüne göre yıllık %1,5-2 aralığındadır; ayrıca fonun getirisinden de genellikle %20 komisyon alırlar. Bu paya “taşıma” (carry) denir.

2. Dünya savaşı sonrası, özellikle küçük ölçekli şirketlerin fon bulması açısından oldukça zor bir dönemdir. Savaş sonrası oluşan ekonomik sıkıntıların üstesinden gelebilmek için yeni yapılanmakta olan küçük şirketlerin desteklenmesi gerekliliği konusunda fikir birliğine varılır. Böylelikle hem istihdam arttırıabilecek hemde üretim sağlanabilecektir. Bu dönemdeki yatırım anlayışı, varlıklı ailelerin kurmuş oldukları yatırım şirketleri vasıtasıyla risk unsuru içermeyen şirketlere yapılan yatırımlardan ibarettir.

Yapılanmakta olan küçük şirketlerin desteklenmesi ise yatırımcılar açısından yeni bir kavramdı. Yatırımcılar yatıracakları paraları uzun süre geri alamayacaklardı ve yatırım yapacakları bazı şirketlerin başarısızlığa uğrama ihtimalini kabul edeceklerdi.

Georges Doriot, 1946’da American Research and Development Cooperation (ARD)’ı kurmuştur ve “the first venture capitalist” olarak adlandırılmıştır. Yatırımcılarından 3.5 milyon USD fon sağlayan ARD, fonlarını aile dışında değişik kaynaklardan alabilen ilk sermaye şirketidir. Ortakları arasında, sigorta şirketleri, kurumsal ve bireysel yatırımcılar ile üniversiteler yeralmaktadır. ARD uzmanlığı olmayan bir sektörde kurulduğundan dolayı ilk süreçte yarıtımlarının 66% sını kimya sektörüne yapar. Ancak ilerleyen süreçte venture capital için uygun olan teknoloji ve elektronik alanına yatırımlarını kaydırır. ARD tarafından yapılan ilk başarılı yatırımını 1957’de 70.000 USD ödeyerek Digital Equipment Corporation (DEC)’ın %77 hissesi alarak yapar. DEC’in halka açılmasından sonra hisseler 1971 itibariyle 355 milyon USD değerine çıkar. ARD’nin yapmış olduğu yatırım 14 yılda 5000 kat değer kazanmıştır. DEC daha sonra Compaq tarafından satın alınır.

ABD’de 1978 yılına kadar risk sermayesine ilgi ciddi boyutlarda olmamıştır. 1978 yılında emeklilik fonlarına ilişkin düzenlemelerde yapılan değişiklikler neticesinde bu fonların varlıklarının %5’ine kadar olan bir bölümünü riskli yatırımlara kanalize edebilmelerine olanak sağlanmıştır. Bu düzenleme ile birlikte risk sermayesi sektörüne para akmaya başlar ve süreç büyüyerek devam eder.

PWC tarafından yayınlanan Global Private Equity Report 2008 raporuna göre dünyada 2007 yılı itibariyle toplanan fon miktarı 459 milyar USD yapılan yatırım ise 297 milyar USD. Yapılan yatırım tutarlarına göre ilkeler incelendiğinde ilk beş ülke şu şekildedir. 1.ABD, 2.İngiltere, 3.Hindistan, 4.Japonya, 5.Avustralya 6.Fransa, 7.Çin, 8.Almanya, 9.Malezya, 10. Singapur.

Türkiye’de 2006 yılında yapılan en büyük yatırım Texas Pasifk Group’un 810 milyon USD ile Mey içkinin 90% ‘ını almasıdır. 2007 yılında ise KKR 1.284 milyon USD ile UN Ro-Ro’nun 97.6% sini almıştır. 2008 yılında Türkiye’deki bu alanda yapılan en büyük yatırım gerçekleşmiş ve BC Capital Partners (Turkven Private Equity, D&A Capital) 1.646 milyon USD ile Migros’un 50.8% sini satın almıştır. BC Partners Migros hisseleri almasından sonra IMKB’de yatırımcıların ellerinde bulunan senetlerin büyük çoğunluğunu çağrı yoluyla alarak payını 98%’ye çıkarmıştır. Toplam yatırım miktarı ise 3.100 milyon USD’ye yükselmiştir. Deloitte tarafından yayınlanan Annual Turkish M&A Rewiev 2008 raporuna göre 2008 yılında 172 adet satınalma gerçekleşmiştir. Bu işlemlerin toplam değeri yaklaşık 18.4 milyar USD olarak tahmin edilmektedir. Bu tutarın yaklaşık 7 milyar USD kısmı özelleştirmeden gelmektedir.

Türkiye’de yeni fikirler veya yatırımlar genellikle girişimcinin kendisi veya ağırlıklı olarak kısa vadeli banka kredileri yoluyla finanse ediliyor. Asıl girişimci kısıtlı sermayesiyle şirketi yalnız birkaç yıllığına destekleyebildiği için, ilerleyen süreçte yeni sermaye ihtiyacı doğduğunda bu şirket ya işi bırakmak ya da işletmeyi başka bir stratejik alıcıya satmak zorunda kalıyor. Girişim sermayesi uzun vadeli sermaye ihtiyacı içindeki girişimlere iyi bir alternatif finansman şekli olabilecek ve yatırımların gelişmesinde önemli roller alabileceklerdir.

2009 yılı kayıp yıl olarak kabul edilmiş olsa da kriz etkisiyle düşen şirket değerleri, önümüzdeki dönemde yeterli likiditesi bulunan yatırımcılar için iyi yatırım fırsatları sunacağını düşünüyorum.

Kaynaklar: Deloitte “Türkiye’de Girişim Sermayesi”, Ernst & Young kurumsal finansman, Forbes, NY Times, PWC Global Private Equity Report 2008

tamisabet.com

Mayıs 2009

bu yazı tamisabet.com tarafından hazırlanmıştır ve sadece tamisabet.com sitesi kaynak gösterilerek kullanılabilir.


9
May 09

facebook

Facebook için orijinal fikir Zuckerberg‘in lisesinden (Phillips Exeter Academy) gelmiştir. Okuldaki tüm öğrencilere bir sonraki yıl sınıf arkadaşlarını tanıtmak için dağıtılan bir kitap olan The Exeter Face Book, Zuckerberg’in ilham kaynağıdır.

Şubat 2004 tarihinde Mark Zuckerberg Facebook’u Harvard öğrencileri için bir sosyal ağ olarak başlatır. 2 hafta içinde Boston bölgesindeki okulların yarısı Facebook ağına bağlanmayı talep eder. Zuckerberg bu yoğun ilgi karşısında arkadaşları Dustin Moskowitz ve Chris Hughes’ı işe alır ve dört ay içinde, Facebook’a 30 üniversite dahil olur.

Bu başarı ile, Zuckerberg, Moskowitz ve Hues, yaz için Palo Alto’ya taşınırlar. Birkaç hafta sonra, Zuckerberg Napster’ın kurucusu olan Sean Parker ile görüşür ve Parker, Zuckerberg’in dairesine taşınır ve birlikte çalışmaya başlarlar. Parker ilk yatırımcı olan Peter Thiel’a ilk yatırımcı sunumunu yapar. Peter Thiel, PayPal’ın kurucu ortağıdır ve aynı zamanda The Founders Fund’ın yönetici ortağıdır. Thiel, Facebook’a 500.000 $ yatırım yapar.

Milyonlarca daha fazla kullanıcısı olan Friendster, 10 milyon $ bedelle 2004 ortasında Facebook’u satın almak ister. Facebook bu teklifi geri çevirir ve ertesinde Accel Partners’dan yaklaşık 100 milyon $ şirket değeri üzerinden 12,7 milyon $ fon alır. Facebook büyümeye, siteyi lise öğrencilerine Eylül 2005’te açarak devam eder ve son derece popüler fotoğraf paylaşım özellğini bir sonraki ayda ekler.

Bir sonraki bahar, Facebook Greylock Partners ve Meritech Capital’den 525 milyon$ şirket değeri üzerinden 25 milyon $ fon alır.

Son olarak 2006 yılında, Facebook herkese açılır. Viacom Mart 2006’da 750 milyon $’a şirketi satın almaya çalışmış ancak başaramamıştır.

2006 yazında, Yahoo 1 milyar $ değer ile Facebook’u satın almak ister. Yazılanlar, gerçekten Zuckerberg ‘in Facebook ‘u Yahoo’ya satmak için yapılan bir sözlü anlaşmanin olduğunu belirtilmekte birlikte, bir kaç gün sonra Yahoo, hisse senedi fiyatındaki keskin düşüş sonucuna teklif 800 milyon $’a düşürür ve Zuckerberg yeni teklifi kabul etmeyerek satıştan vazgeçer. Yahoo teklifini tekrar 1 milyar $’a revize etsede, teklif Zuckerberg tarafından tekrar geri çevrilmiştir.

Microsoft, Facebook’a Ekim 2007 tarihinde 240 milyon $ ödeyerek 1,6 %’sina sahip olur. Bu satınalma, o tarih itibariyle Facebook’u 5. en değerli ABD internet şirketi yaparken, henüz sadece 150 milyon $ yıllık geliri olan ancak 15 milyar $ bir kıymet anlamına geliyordu. Ancak bu rakamın, Microsoftun aldığı hisselerin imtiyazlı hisse olması ve uluslararası pazarlardaki reklam satış hakkının Microsoft’a verilmesi da içermesi nedeniyle bu denli yüksek olduğu yorumları yapılıyor. Bir başka yorum ise, Microsoft’un Facebook’un değerini şişirerek Google’ın satın almasını önlemeye çalışması olarak dikkat çekiyor.

Facebook, başka bir sosyal ağ olan ConnectU ile davalık olmuştur. ConnectU, kurucuları Divya Narendra, Cameron Winklevoss, and Tyler Winklevoss Harvard’dan Mark Zuckerberg’in eski arkadaşlarıdır ve okul için hazırladıkları bir sosyal ağ web sayfasının yazılım kodlarını tamamlaması için, Harvard’da okurken, Mark Zuckerberg’le çalışmışlardır. Ancak Zuckerberg’in projeyi bilerek yavaşlatıp, kodları ve fikri çalarak Facebook’u Şubat 2004′te hayata geçirdiğini iddia ederek Facebook fikri ve isim hakkı üzerinde hak iddia etmişlerdir. ConnectU sahipleri ve avukatları Mark Zuckerberg ve avukatları ile anlaşma için masaya otururular. Yapılan anlaşma gereği 20 milyon $ nakit ve 1,253,326 facebook hissesi karşılığında ConnectU, Facebook tarafından satın alınır. Hisselerin değeri Microsoft değerlemesine göre 45 milyon $ dır. Eğer, Facebook’un kendi değerlemesini dikkate alırsak bu değer 11 milyon $ dır. Her koşulda bu rakam Facebook için çok küçüktür. Bu sorun ilerleyen süreçte mahkemeye götürülsede artık çözülmüş durumdadır. ConnectU, Facebook’tan 3 ay sonra online olmuştur ve yaklaşık 100.000 üyesi bulunmaktadır.

Facebook ve ConnectU arasında görülen davada, Facebook’un kendi yaptığı değerlelerde şirket değerini 3.7 milyar $ olarak hesapladığı belirtilmiştir.

Facebook’un hızla artan popülerliği kullanıcı sayısına da yansıyınca, analistler altyapı, erişim maliyeti ve diğer maliyetleri sorgulanmaya başladılar. Facebook, kullanıcıların her gün 850 milyondan fazla resim ve 8 milyon üzerinde videoyu siteye yüklüyorlar. Bu rakamlar, sunucu maliyetlerinin büyüklüğü hakkında fikir veriyor. Analistler tarafından en çok merak edilen konu Facebook gelirlerinin, giderlerini karşılayıp karşılamadığı. Ancak Facebook halka açık bir şirket olmadığından dolayı, finansal durumu hakkında yeterli bilgiye ulaşmak maalesef mümkün değil. Facebook 2008 gelirleri yaklaşık 280 milyon$ olarak tahmin ediliyor. Facbook 2008 yılsonu itibariyle 300 milyon$ nakti bulunduğu öngörülüyor. 2009 yılı gelir tahmini ise yaklaşık 400 milyon $.

· 200 milyon aktif kullanıcı. Bu kullanıcıların yarısı günde en az bir kere siteye giriyor.

· Kullanıcıların sitede ortalama 120 arkadaşı var.

· 20 milyon kullanıcı günde en az birkez durumlarını güncelliyor.

· Ayda ortalama 850 milyon resim ve 8 milyon video siteye yükleniyor.

· 25 milyondan fazla aktif grup var.

· Kullanıcıların 70% sinden fazlası ABD dışından.

· 180 ülkeden 660.000 platform geliştirici ve girişimci yer alıyor.

· 52 binden fazla aplikasyon mevcut.

· Kullanıcıların 70% inden fazlası aplikasyon kullanıyor.

· 30 milyon aktif kullanıcı mobil telefonlarından siteye ulaşıyor.

· Mobil telefonlarından siteye girenler diğer kullanıcılara göre 50% daha aktifler.

15 Nisan 2009 tarihinde yayınlanan O’Reilly Radar verilerine göre hazırladığım yukarıdaki grafiklerde dikkatimi çeken, Türkiye’nin Avrupa yerine Ortadoğu ülkeleriyle aynı gruba dahil edilmiş olmasıdır. Facebook kullanıcılarının demografik yapısı incelendiğinde ABD’de 35-44 yaş grubu toplam kullanıcıların 18%’ini oluşturduğu görülmekte. Ancak Avrupa’da ve Türkiye’de bu yaş grubu ABD’ye göre daha az olmakla birlikte genç kullanıcıların daha ağırlıklı olduğu görülmekte.

facebook

Facebook kullanıcılarının %70’i ABD dışındaki ülkelerde yer almakta. Bu durum Facebook için ne kadar artı bir değer yaratıyor. Bu konunun üzerinde durmak gerekiyor. Grafikte de görüldüğü gibi, kullanıcı sayısı açısından ilk 10 ülkeye inceleyince, bu durumun Facebook için aslında bir avantaj olmaktan çok kısa vadede bir dezavantaj olduğunu belirtmek yanlış olmayacaktır. Türkiye, Kolombiya, Şili gibi ülkelerdeki kullanıcıların, bu ülkelerdeki internet reklam pazarlarının, ABD ve Avrupa’ya göre yeterince gelişmiş olmaması dolayısıyla Facebook tarafından paraya çevirilemediği bir gerçektir. Bu ülkelerdeki kullanıcıların, siteye yükledikleri ve izledikleri videolar, resimler ve sitedeki diğer akitiviteleri Facebook maliyetleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturmakla birlikte, bu kullanıcıların gelire katkısı çok sınırlıdır.

Youtube’un engellenmesinden sonra, Facebook’un da Türkiye’den erişime kapatılması, acaba Facebook için ne kadar üzücü olacaktır?.

Güncelleme: Facebook, 1,96 % hissesinin Rusya’nın önde gelen internet şirketlerine yatırım yapan Digital Sky Technologies’e 200 milyon USD karşılığında satışını 26 mayıs itibariyle gerçekleştirdi. Bu satış rakamı facebook’un yaklaşık 10 milyar USD olarak belirlenen toplam değeri üzerinden hesaplanmıştır.

Kaynaklar: facebook.com, comscore.com, O’Reilly Radar, businessweek.com, venturebeat.com, crunchbase.com, economist.com, law.com,

tamisabet.com

mayıs 2009

bu yazı tamisabet.com tarafından hazırlanmıştır ve sadece tamisabet.com sitesi kaynak gösterilerek kullanılabilir.


1
May 09

en değerli 100 marka ve internet!-2

Milward Brown Optimor tarafından  “Brandz top 100 most valuable brands 2009″ raporu 29 Nisan’da yayınlandı. Raporun, daha önce yazmış olduğum ve BusinessWeek tarafından yayınlanan çalışmada yer alan veriler ile yöntem açısından bazı farklılıkları bulunmasıyla birlikte, güncel olması ve güvenilir bir kaynak olan Milward Brown tarafından hazırlanmış olması dolayısıyla önemli olduğunu düşünüyorum.

Marka değerleri esas olarak, geliri yaratma potansiyeli ve gelecekte elde edilecek gelirlerin bugünkü değerleri ile hesaplanmış USD değerlerinden oluşmakta.

Marka değerleri 3 aşamada belirlenmiş.

  • Şirketin toplan gelirleri içerisinde ilgili marka altında yapılan satışlar hesaplanmış.
  • Hesaplanan bu gelirlerin ne kadarının ilgili markanın gücü ile gerçekleştiği hesaplanmış.
  • Markadan kaynaklanan gelirlerin büyüme potansiyeli belirlenmiş.

Listeye girebilen ilk 10 şirket ve listede yer alan diğer teknoloji ve internet şirketlerine ait karşılaştırmalı marka değerlerini aşağıda bulabilirsiniz.

en değerli markalar

2008 yılına göre ilk 100 markanın toplam marka değeri ise 2% artarak 2 trilyon USD’ye çıkmıştır.

Ekonomik krizin marka değerlerine yansımasını sektörler itibariyle açıkça görebilmek mümkün.

Krizden en çok etkilenen sektörlerin marka değerleri de bu etkiyi yansıtıyor.

Sigorta sektöründe -48%, otomotiv sektöründe -22%, finans sektöründe -11% yıllık bazda marka değerlerinde düşüş meydana gelirken, mobil operatörlerde +28%, alkolsüz içecek üreticilerinde +24%, kahve sektöründe 18%, fast food sektöründe +16% ve teknoloji sektöründe ise +2% büyüme gerçekleşmiştir.

Markadan kaynaklanan gelirlerin büyüme potansiyeli için 2010 yılında ilk sırayı Online ticaretin gelişmesinin etkisiyle 10 puan ile amazon.com alıyor. Çin arama motoru baidu.com çin internet pazarının büyümesi ile yine 10 puan ile 3. Sırayı alırken yenilikçi çizgisi ve iphone etkisiyle apple 9 puan ile 4. Sırada yer alıyor.

Türk girişimcilerinin raporda yer alan markaların bu alanda yaptıkları çalışmaları incelemesi gerçekten faydalı olacaktır.


tamisabet.com

mayıs 2009

bu yazı tamisabet.com tarafından hazırlanmıştır ve sadece tamisabet.com sitesi kaynak gösterilerek kullanılabilir.